SON EKLENENLER

ANKARA'DAKİ STK'LARDAN NATO ZİRVESİ PROTESTOSU

Ankara Sivil Toplum Platformu (ASTP) ve Ankara Filistin Dayanışma Platformu (ANFİDAP), NATO Zirvesi’ne karşı düzenledikleri basın açıklamasında NATO’nun savaş, sömürü, darbe, terör ve İsrail politikalarındaki rolüne sert sözlerle tepki gösterdi.
26 Haziran 2026 16:02

ASTP ve ANFİDAP adına açıklamayı yapan ASTP Dönem Sözcüsü ve Memur-Sen Ankara İl Başkanı Nevzat Öylek, NATO’nun yalnızca bir askerî ittifak olarak görülemeyeceğini belirterek, “Bugün burada yalnızca bir diplomatik toplantıyı değil; bölgemizin, ülkemizin ve mazlum halkların geleceğini doğrudan ilgilendiren küresel tahakküm düzenini protesto ediyoruz.” dedi.

“NATO Zirveleri Güvenlik Toplantısı Değil, Savaş ve Sömürü Masasıdır”

Basın açıklamasında NATO zirvelerinin kamuoyuna “güvenlik, savunma ve diplomasi toplantısı” olarak sunulduğu; ancak gerçekte bu toplantıların bölgesel savaşların, silahlanma politikalarının ve küresel sömürü düzeninin konuşulduğu platformlar olduğu vurgulandı.

Öylek, NATO’nun 1949’da ABD öncülüğünde kurulduğunu hatırlatarak, ittifakın tarihsel işlevinin yalnızca savunmayla sınırlı kalmadığını ifade etti. NATO’nun Batı merkezli emperyal siyasi, askerî ve ekonomik düzenin korunması ve genişletilmesi için kullanıldığını belirtti.

“NATO, Küresel Sömürü Düzeninin Silahlı Bekçisidir”

Açıklamada NATO’nun, IMF, Dünya Bankası, çok uluslu şirketler, küresel medya ve diplomatik baskı mekanizmalarıyla birlikte işleyen küresel sömürü düzeninin askerî ayağı olduğu dile getirildi.

Öylek, “NATO yalnızca askerî bir ittifak değildir; küresel sömürü düzeninin güvenlik aparatıdır. Silah endüstrisi savaşlardan beslenirken, halkların kaynakları yağmalanmakta, ülkeler borç ve faiz kıskacına alınmaktadır.” ifadelerini kullandı.

“Afganistan’dan Libya’ya NATO’nun Sicili Karanlıktır”

NATO’nun müdahil olduğu coğrafyalarda barış değil, savaş ve yıkım ürettiği belirtilen açıklamada Afganistan, Libya ve Irak örneklerine dikkat çekildi.

Afganistan’da yirmi yıl süren askerî varlığın ardından geriye büyük bir enkaz bırakıldığı, Libya’da “sivilleri koruma” iddiasıyla başlayan operasyonun ülkeyi parçalanmaya ve iç savaşa sürüklediği, Irak işgalinde ise NATO üyesi ülkelerin rolünün milyonlarca insanın hayatını etkileyen büyük bir yıkıma yol açtığı ifade edildi.

“Darbelerin Gölgesinde NATO Gerçeği”

Açıklamada NATO’nun ve NATO üyesi ülkelerin ilişkilendirildiği müdahalelerin yalnızca askerî operasyonlarla sınırlı olmadığına dikkat çekildi. İran 1953 Darbesi, Yunanistan 1967 Cuntası, Türkiye’de 1960, 1971 ve 1980 askerî müdahaleleri, Şili 1973 Darbesi ile Pakistan’daki darbeler, Batı güvenlik mimarisi ve NATO stratejisi bağlamında eleştirildi.

Gladio ve kontrgerilla yapılanmalarına da değinilen açıklamada, NATO’nun yalnızca savunma örgütü değil, aynı zamanda gizli güvenlik ağları üzerinden ülkelerde sosyal ve siyasal mühendisliklere zemin hazırlayan bir yapı olduğu vurgulandı.

“15 Temmuz, NATO’ya Güvenilemeyeceğini Bir Kez Daha Gösterdi”

Türkiye açısından NATO’nun oluşturduğu güvensizlik tablosunun en yakın örneklerinden birinin 15 Temmuz 2016 darbe girişimi olduğu belirtildi.

Darbe girişimine katılan bazı askerî personelin NATO görevlerinde bulunmuş olması, İncirlik Üssü etrafında yaşanan tartışmalar, darbe sonrasında bazı askerî personelin NATO üyesi ülkelere sığınma talebinde bulunması ve Batılı müttefiklerin darbe karşısındaki geç ve mesafeli tutumu, NATO’ya yönelik güvensizliğin somut göstergeleri olarak değerlendirildi.

“NATO Demek, Büyük Ölçüde ABD Hegemonyası Demektir”

Açıklamada ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya ilişkin çıkışlarına da değinildi. Bu çıkışların NATO gerçeğini perdeleyemeyeceği belirtilerek, NATO’nun fiilen ABD hegemonyasının askerî uzantısı olduğu vurgulandı.

Öylek, NATO’nun genişleme politikaları, füze savunma sistemleri, askerî harcama hedefleri ve kriz bölgelerindeki tutumunun çoğu zaman ABD’nin küresel çıkarlarıyla paralel ilerlediğini belirterek, “NATO, halklara barış vadeden tarafsız bir ittifak değil; Amerikan hegemonyasının ve Batı merkezli çıkar düzeninin kurumsallaşmış askerî aracıdır.” dedi.

“Türkiye İçin Güvenlik Şemsiyesi Değil, Güvensizlik Sarmalı”

Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya güvenlik arayışıyla üye olduğu hatırlatılan açıklamada, zamanla bu üyeliğin Türkiye açısından güvenlik kadar bağımlılık, baskı ve güvensizlik üreten bir yapıya dönüştüğü ifade edildi.

Türkiye’de yabancı kullanımına açık askerî tesislerin varlığı ve bazı müttefik ülkelerin Türkiye’nin güvenlik kaygılarına duyarsız kalması, NATO üyeliğinin ağır mahzurları olarak değerlendirildi.

Açıklamada, NATO’nun Türkiye’yi Batı merkezli güvenlik mimarisinin “sınır karakolu” olarak gördüğü vurgulanarak, Türkiye’nin bağımsız askerî karar alma iradesinin NATO tarafından her zaman sınırlandırılmak istendiği ifade edildi.

“Terörle Mücadelede Müttefiklik Hukuku Sözde Kalmıştır”

NATO’nun terör meselesindeki çifte standardının artık saklanamaz hâle geldiği belirtilen açıklamada, Türkiye’den ittifak sorumluluklarına tam bağlılık bekleyen bazı NATO ülkelerinin, Türkiye’nin sınır güvenliği ve terörle mücadelesi söz konusu olduğunda aynı hassasiyeti göstermediği dile getirildi.

Irak’ta, Suriye’de, Doğu Akdeniz’de ve terörle mücadelede NATO üyesi ülkelerin tutumunun Türkiye’nin millî çıkarlarıyla sık sık çeliştiği ifade edildi. Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden yapılara verilen siyasi destek, silah yardımları, propaganda alanları ve diplomatik korumanın müttefiklik hukukunu boşa düşürdüğü belirtildi.

“Gazze, NATO’nun Ahlaki İflasının En Açık Göstergesidir”

Açıklamanın en sert bölümlerinden biri İsrail ve Filistin meselesine ayrıldı. İsrail’in NATO üyesi olmamasına rağmen NATO ile özel ilişkiler geliştirdiği, Akdeniz Diyaloğu, askerî iş birlikleri ve güvenlik ortaklıkları üzerinden Batı güvenlik mimarisinin ayrıcalıklı aktörlerinden biri hâline geldiği belirtildi.

Gazze’de yaşanan katliamlara dikkat çeken Öylek, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hastaneler, okullar, camiler, kiliseler ve mülteci kampları bombalanırken NATO’nun “insan hakları”, “güvenlik” ve “uluslararası hukuk” söylemlerinin çöktüğünü ifade etti.

Açıklamada, “Gazze, NATO’nun ve Batı merkezli düzenin ahlaki iflasının en açık göstergesidir.” denildi.

“NATO’nun Güvenliği, Silah Şirketleri İçin Kâr; Halklar İçin Ölüm Demektir”

NATO zirvelerinin aynı zamanda silah endüstrisinin, savaş ekonomisinin ve militarizmin büyütüldüğü platformlar olduğu ifade edildi.

Her zirvede daha fazla savunma harcaması, daha fazla silahlanma, daha fazla askerî yığınak ve daha fazla düşmanlaştırma politikasının konuşulduğu belirtilerek, halklara kemer sıkma dayatılırken silah tekellerine ve savaş baronlarına milyarlarca dolar aktarıldığı vurgulandı.

ASTP ve ANFİDAP’tan Ortak Çağrı: “Adil ve Bağımsız Yeni Bir Dünya Mümkündür”

Açıklamanın sonunda NATO’nun savaş politikaları, İsrail’le kurulan askerî, siyasi ve diplomatik iş birlikleri, teröre karşı çifte standartlı müttefiklik anlayışı, küresel sömürü düzeni ve silah baronlarının kârı için halkların kanının akıtılması reddedildi.

ASTP ve ANFİDAP adına yapılan açıklamada şu mesaj verildi:

“Bizim itirazımız; emperyalizme, işgale, sömürüye ve küresel zorbalığa karşı insan onurunu savunma iradesidir. Adil, bağımsız ve insan onurunu esas alan yeni bir dünya mümkündür. Ve biz bu dünyanın tarafındayız.”

politikbakis.com
Bu haberin tüm hakları politikbakis.com'a aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

POLİTİK BAKIŞ SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #
SON EKLENEN HABERLER