MUSTAFA SALİM salimhoca@hotmail.com

CEPTEKİ CAMGÖZÜN FITRATI ZORLAYAN TEHLİKESİ

18 Kasım 2023 Cumartesi 20:01

Sosyal medyada çarpıcı cümlelerle yapılan her paylaşım dikkatimi çeker. İşte o çarpıcı cümlelerden bir örnek: “Çocuğunuza tablet/telefon verip bir köşede sessizleşmesi işinize geliyor olabilir! Ama yarın bu çocuk, ’Hiç konuşmuyor’, ’Misafirlere hoş geldin demiyor’, ’Hiç sosyal değil’,  ’Gittikçe kamburlaşıyor’, ’Paylaşımcı değil’, ’Özgüveni yok’,  ’Bu çocuk beni dinlemiyor’ ve Telefon bağımlısı olmuş’… gibi kocaman bir derdiniz olacağına da hazır olun!”

Aslına bakılırsa yüzyılımızın belki de en büyük sorununa değiniyordu bu çarpıcı cümleler.                                                                                                  Hal bu ki her teknolojik ürün insanlığın gurur kaynağıydı ve bu çarpıcı cümleler ilk etapta buna karşıymış gibi algılansa da durum farklıydı. Haliyle paylaşımda bulunan kişi, çarpıcı cümleleriyle insanlığın bu gurur verici icadına laf etmiyordu.  Başka bir şeye dikkatleri çektiği belliydi. Elbette telefona karşı değildi bu cümleler. Bir zamanlar, değil her evde telefonun olması, köyün bir evinde olması bile bir çok köyün iletişim ihtiyacını karşıladığı için millet olarak ne kadar sevinmiştik. Sonra her köye bir telefon; ve daha sonra her evde bulunan telefonlar dönemi. Sonra cep telefonları böyle tek tek kullanılmaya başlanmıştı 2000’li yıllara varırken. Çağrı cihazları vardı, ev telefonlarından telesekreter aracılığıyla bildirilen mesajları uzaktakilere ileten. Bu çarpıcı cümleler başka bir şeyi anlatmaya çalışıyordu belli ki… 

Bir yaz günü köydeyim. Uzun süre Almanya’da yaşayan köyümüzden bir ablanın o yaz köye gelirken gördüğü ve hayretini gizlemeyip gülerek anlattığı olay benim de dikkatimi çekmişti; olay dediği de dağdaki bahçesinden köye inerken eşeğine binmiş dönen yaşlı bir ninemizin elinde cep telefonuyla konuşmasıydı. 'Yurtdışına gittiğimde doğru dürüst bir yolu bile olmayan köyümde şahit olduğum ninemizin bu vaziyeti nereden nereye geldiğimizin göstergesi' diyordu ablamız. Bu çarpıcı cümlelerin sahibi de bu olaya sevinecek biridir; neyi anlatmaya çalıştığı üzerine benim gibi herkesin üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri düşündüğüne eminim.  Çünkü asrımızın bir hastalığından bahsediyordu. Rahatsızlığı bu cihazın kullanım biçimi üzerineydi.

Hayatımıza giren her yeni teknolojik ürünün beraberinde getirip kazandırdığı yeni alışkanlıklarla bizi bir süreliğine olumsuz etkilediğine hepimiz şahidiz. Mesela; İlk tv'lerin hayatımıza girdiği 78'li yılları düşünün; derslerimize çalışmayı bıraktığımız yıllardı. Daha sonra ateri salonlarının yaygınlaştığı yıllar. Bilgisayarlı yıllar. Derken telefon ve internetli yıllar.  

İnternetin bugünkü kadar yaygın olmadığı yıllarda ne cep telefonu ne de bilgisayar bu kadar zararlıydı. O güne kadarki teknolojik gelişmelerin olumsuzluklarını kısa sürede atlatabildiysek de bu internetli teknolojik dönemin sıkıntılarını uzun süre atlatamayacağımızı düşünüyorum.

Adeta internet, hayatımıza giren bir virüs oldu. Haliyle antivirüs mesabesinde ortaya çıkacak zararlardan neslimizi korumak adına da şimdiden bir takım önlemlerin alınması gerektiğine kaniyim.

Önlemlerin alınacağı husus insanın bizzat kendisiyle ilgili olması, meseleyi daha da önemli kılar. İnsanın eğitilmesi uzun soluklu bir sürecin işlevidir. Dolayısıyla bugün ihmal edilen bir hata yarın telafisi mümkün olmayacak sonuçlarıyla insanlığın başına bela olmaması düşünülemez. Mesele insan olunca konu haliyle önemli olmaktadır. Ağacın yaş iken eğildiğini bildiğimiz gibi aynı zamanda kırkından sonra sapmaların ne denli tehlikeli olduğunu da biliyoruz. Yaş iken eğilmeyenden kırkından sonrasında hayır beklemek, tekeden süt çıkarma umudunu kesmeyenin durumundan daha feci bir durum olsa gerek.

İnternetin ilk zamanlarda bilgisayar ve daha sonra tablet üzerinden kullanıldığı dönemlerde özellikle bilgisayarın pratiklik açısından cep telefonları kadar işlevsel ve çocukların uzun süre kullanımına elverişli olmamasına rağmen yine de birçok olumsuzluğu beraberinde getirdiği herkesin malumudur. Ancak bugün cep telefonları için bunu söylemek mümkün değil. Sabit bir yerde kullanılan bilgisayarlar yerine bugün aynı işi daha pratik halde kullanıcısına sunan, daha hızlı ve istediği yere götürülebilen bir cihazdan, dahası tuvalette dahi kullanımı mümkün bir teknolojik üründen bahsediyoruz. 

Yatarken onunla uyumak, uyanırken yanı başında bulmak. Yürürken onsuz olmamak ve araçta okula, işe ve eve giderken ya bir müzik dinlemek ya da eline alıp oyun oynamak. Derste öğrencinin elinde düşmediği gibi inşaat işçisinden bile ayrılmayan bir nesne.

Cep telefonları hayatımızda ekmek su kadar vazgeçilmezlerimiz arasına girmiş, hatta neredeyse daha önemli bir yer işgal etmişçesine kutsallık derecesine yükseltilen bir varlıktan haline gelmişse fayda ve zararlarını masaya yatırıp zararını en aza indirmenin çarelerini bulmak da yine bize düşer.

Eskiden haber dinlemek için radyoya, görüntülü haber ve filim izlemek için televizyonlara, müzik dinlemek ya da ses kaydı için küçük teyplere, resim çekmek için fotoğraf makinesine, video kayıtları için kameralara, araçlarda adres bulmada kullandığımız navigasyonlara, sesli iletişim için sıradan telefonlara, bilgi işlemek ve paylaşmak adına bilgisayarlara, belge paylaşımı için fax gibi cihazlara  ihtiyaç duyulurken bugün saydığımız tüm bu görevleri yerine getiren bir tek cihazdan bahsediyoruz. İnsan hayatıyla bu kadar iç içe olan bir cihaz.

Cep telefonları, işlerimizi kolaylaştırması bakımından harikulade bir ürün. Bugün az sayıdaki insan bunu yerli yerince kullanıp faydalanılma noktasında kendisinden azami derece istifade etse de bilinçsizce kullanan insan sayısının çokluğu gelecek açısından endişeleri de beraberinde getirmektedir.

Özellikle de çocuk ve gençler arasında bilinçsizce kullanımı bu endişeleri daha da çoğaltmaktadır.

Dünyaya gözünü açtığı andan itibaren eğitimi evde başlayan biz insanlar, bunu okulda geliştirir ve hayata atıldığımızda da öğrendiklerimizi pratiğe geçirir; bilahare bir yandan milletine ve vatanımıza hizmet ederken bir yandan da elde ettiğimiz tecrübeleri sonraki nesle aktararak yaşar ve nihayetinde dünya serüvenini tamamlayarak kalıcı hayat için terki dünya ederiz.

Doğum ve ölümümüz arasında geçen süreler bir başkasıyla hep iletişim halindedir. Etkileşimlerle dopdolu olur hayat. Sonuçta sosyal birer varlığız. Hayata gelişimizin bir amacı vardır ve bu amaç uğruna didinip dururuz. Bazen olur bu amacımızdan sapmalar olur ve ilahi iradenin devreye girmesiyle vazifemiz hatırlatılır ki bu da bir mücadelenin doğmasına zemin hazırlar. Mücadelenin bir tarafından vazifesini unutanların statükocu direnişleri, diğer taraftan ilahi buyruklarla vazifesini hatırlayanların değişim sürecini başlatmadaki gayretleri. Bir tarafta unutanlar, bir taraftan da hatırlayanlar.

Her doğan İslam fıtratı üzere dünyaya gelse de yönü kolaydan yana, yani somuta olan eğilimi daha ağır basmaktadır. Haliyle önlem alınmazsa fıtrat, insanı çevreleyen maddi etken ve unsurlardan dolayı bozulmaya yüz tutar. "Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar." hakikati tecelli etmiş olur.

Bugün cep telefonları aracılığıyla ulaşılan bilgi, görüntü ve eğlence programları bu hakikatin tecelli etmesinde ne denli etkili olduğunu maalesef görebilmekteyiz. Kötülüklerin kol gezdiği ve kontrolünün neredeyse mümkün olmadığı bir dünya ile karşı karşıya kalan çocuk, genç ve biz büyükler...Hayatı kolay hale getirmesinin yanında bizi baş başa bırakan içeriğiyle nefsin hoşuna giden, zamanı israfta başat rol oynama bakımından zirveyi yaşatan yönü elbette göz ardı edilmemelidir.

Burnumuzun dibindeki çocuklarımızı baş başa bıraktığımız bu esrarengiz dünya maalesef onları istemediğimiz biçimlere evirmekte ve bizden fersah fersah uzaklara düşürebilmektedir. İnsanın topluma duyduğu ihtiyacı bu cihazın yanlış kullanılmasına terk edemeyiz. Çünkü bu cihaz; yanlış inanç, fikir ve davranış kalıplarını sıradanlaştırabilmektedir. Örf adet mekanizmasını yerle bir edebilmektedir...  Utanma, saygı ve değer verme duygularını bir anda körertebilmektedir. Cazibesi her gün artarak devam eden bu cam gözün bizi sürüklediği dünyaya karşı teyakkuz haline geçerek bir takım önlemler almamız gerekiyor.

Bu önlemler ferdi planda olabileceği gibi asıl kalıcı önlemlerin devlet eliyle alınması gerektiğini unutmamak gerekir.

Ferdi olarak çocuklarımıza;
Sağlam ve sarsılmaz bir Allah inancı verilmeli.
Haftalık dini ve ahlaki sohbetlere gitmelerinin önemiz üzerinde durulmalı.
Namazları birlikte kılarak mümkünse mahalle camiinde eda ettirilmeli. 
Ramazanda sahur ve iftar sofralarında yaşanılan iç huzurun nedenleri üzerinde sohbet etme imkanı verilmeli.
Evde güncel meselelerle ilgi konulara değinerek fikirleri sorulmalı.
Evin ihtiyaçları anlatılmalı.
Akrabalarla iletişime geçmeleri sağlanmalı. Özellikle bayramlarda uzaktaki nene, dede, amca, hala, dayı, teyze ve başka hangi akraba varsa telefonla hal ve hatırlarının sorulması gerektiğini söylemeli.
Gelen misafirlerle ilgilenmeleri, hizmette bulunmaları hatırlatılmalı.
Davet ve davete icabet etmenin önemi dile getirilmeli.
Yakın ve uzak komşularımızdan karşılaştıkları kim olursa olsun ilgilenmelerini, o an ihtiyaç duydukları hangi konu olursa ilgilenmeleri yönünden bilinç verilmeli.
Düzenli kitap okumaları yönünden destek verip yönlendirilmeli.
Okulda öğretmenlerine saygıda kusur etmemeleri telkin edinmeli.
Okulun kurallarına uymaları üzerinde durulmalı.
Okulda sosyal etkinliklerde görev almaları teşvik edilmeli.
Toplu taşıma araçları başta olmak üzere karşılaştığı her büyüğüne saygılı davranması gerektiği hatırlatılmalı.
İnsani  ilişkilerde kul hakkı vurgusu yapılarak insani davranmanın neden gerekli olduğu üzerinde durulmalı.
Vakıf-dernek gibi STK'ların sosyat etkinliklerinde mutlaka görev almalarını sağlamalı.
Okçuluk, bilek güreşi gibi ferdi bazlı bir sporla ilgilenmeleri teşvik edilmeli.
İzcilik kamplarına üye yapılmalı.
Yaz tatillerinde mutlaka köylerine götürülüp bağ ve bahçe işlerinde çalışmaları özendirilmeli.
Bu tür yaklaşım ve etkinlikler çocukları cep telefonu virüsüne karşı birer antivirüs olup onların sosyalleşmesinin önünü açacaktır.

Devletin bu manada yapması gerekenlerse;
İlkönce milli ve manevi ağırlıklı ders programlarını acilen hazırlaması,
Öğretmenleri bu mana bilinçlendirmesi,
Bilinçli yöneticileri iş başına getirmesi,
Tarihimizi karalayan bilgilere dayanarak dayatılan yalan tarihi öğretmekten vazgeçip, gerçek tarihimizin öğretimine geçmesi,
Ders müfredatlarını öğrencinin sosyal aktiviteler yapmasını sağlayacak içeriklerle zenginleştirmesi,
Eğitim fakültelerine yüksek puanlı öğrenci alımını sağlaması,
Öğretmenlerin maddi sorunlarını gidermesi hatta ücretleri maksimum seviyede tutarak öğretmen mesleğini cazip hale getirmesidir.

Diğer taraftan internet yoluyla gençlerimize bulaştırılmak istenen  ahlaksızlığın yolunu açan zararlı yayınların etkisini kıracak filtreler devreye sokulmalıdır.

Yalan ve ahlakı dejenere eden yayın kuruluşların, basın ve yayın politikasını güncelleyerek milli ve manevi hayatımızı akamete uğratacak girişimlerine mani olmalıdır.

Basın özgürlüğü adı altında yalan ve iftira içerikli yapılan tüm yayınları acilen durdurmalıdır.

Millet ve devlet olarak üstümüze düşenleri yaparak belirli bir seviyeye ulaştırdığımız gençlerimizin cep telefonu kullanımı neden zararlı olsun...

Mustafa Salim
18 Kasım 2023, Ankara

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #
Tahir Çelebi
Üstad son cümlelerde yapılması gereken şeyleri yazmışsın altına imzamı atarım. Lâkin tek başına olmuyor bu işler. Herkes aynı düşünür gayret ederse başarırız.